Agatha Christie’nin “On Küçük Zenci” (sonraki baskılarda “Ve Sonra Hiç Kalmadı” adıyla yayımlanmıştır) polisiye edebiyatın en çarpıcı örneklerinden biridir. Roman, kapalı mekân gerilimi ve zekice kurgulanmış cinayetler zinciriyle hem Christie’nin ustalığını hem de türün sınırlarını gösterir.
Hikâye, farklı geçmişlere sahip on kişinin gizemli bir davetle ıssız bir adaya çağrılmasıyla başlar. İlk başta sıradan bir tatil veya sosyal buluşma gibi görünen bu davet, kısa sürede ölümcül bir oyuna dönüşür. Her karakter, geçmişte işlediği ama cezasını çekmediği bir suçla yüzleşmek zorunda kalır. Adada dış dünyayla bağlantı yoktur; telefon, ulaşım veya yardım imkânı bulunmaz. Böylece gerilim, yalnızca cinayetlerin çözülmesinden değil, aynı zamanda karakterlerin birbirine duyduğu güvensizlikten beslenir.
Christie’nin romanı, klasik “katil kim?” sorusunu ters yüz eder. Çünkü burada katil de kurbanlar arasındadır ve olaylar ilerledikçe herkes hem şüpheli hem de potansiyel kurban hâline gelir. Okur, her bölümde yeni bir ihtimalle karşılaşır, ipuçlarını takip eder ama yazar ustaca yanıltmalarla gerilimi sürekli diri tutar.
Eserin en dikkat çekici yanı, finalindeki şaşırtıcı çözümüdür. Cinayetlerin ardındaki plan, zekâ ve soğukkanlılık, polisiye türünde eşine az rastlanır bir ustalıkla aktarılır. Bu nedenle “On Küçük Zenci”, yalnızca Agatha Christie’nin değil, tüm polisiye edebiyatının en çok okunan ve tartışılan kitaplarından biri olmuştur.
Roman, adalet, vicdan ve suçun bedeli üzerine düşündürürken aynı zamanda okura soluksuz bir okuma deneyimi sunar. Bugün hâlâ yeni baskılarla raflarda yerini koruması, onun zamansız bir klasik olduğunun kanıtıdır.